Yazarlık Üzerine Kısa bir Sohbet

“Sussam Gönül Razı Değil, Söylesem Dilim Varmaz”

Son yapılan bazı istatistiklerle sabit olduğu üzere, ülkemizde kişi başına düşen yıllık kitap okuma süresi saniyeler mertebelerinde. Evet, yanlış okumadınız, dakikalar değil, saniyeler! Hal böyleyken, “yazar olmak isteyenler” ya da “yazmaya hevesliler” kümesinin, kitap okuyan güruhtan çok daha az bir toplulukça temsil edildiğini söylemekle, herhalde hata etmiş olmayız.

Yazarlığa heves etmiş, gönül vermiş bu azınlık addedilebilecek topluluğu bir de kendi içinde, roman, hikaye, şiir ve makale yazarlığı gibi dallara ayırdığımızda, bu küçük ama hevesli potansiyel yazarlar, daha da küçük gruplara ayrılmış oluyorlar.

“Hamdım, Piştim, Yandım”

Yazarlığa adım atmak, heveslenmenin ötesinde bazı hazırlıkları ve donanımları gerektiriyor. Yazma olgunluğuna erişmek için yazmaktan daha çok okumak gerekiyor. Hatta öyle ki, bazen yeterli yetkinliğe, edebi değere sahip tek bir sayfa içerik üretebilmek için koca bir kitap bitirmeniz bile gerekebiliyor. Bu pencereden bakarsak, insanın kendi kemaline erişini kendinin tespit etmesi, doğru zamanını, adeta baharın müjdecisi olarak düşen cemreler misali takip etmesi gerekiyor.

Öte yandan, yaşadığımız dijital çağın başımıza bela ettiği hız ve beğenilme arzusu, genç yazarların bütün bu süreci göz ardı etmesine ve popüler kültürün hizmetine adanan, edebi kıymet taşımayan, içi boş, anlatacak hakiki bir derdi olmayan kitaplar üretilmesine de yol açıyor. Eğitim hayatı boyunca yazısı kötü olduğu için, bu yönde çevresinden hep olumsuz geri bildirim aldığı için yazmaktan, eline kalem almaktan korkan nesil, klavyelerin ve tuş takımlarının hayatımıza girmesiyle birlikte, yazmak ve yazarlıkla olan mesafelerini azaltmış görünüyor.

Türk Edebiyatı’na emek veren, ismi nesiller boyu yaşamış ve yaşayacak pek çok yazar, kitaplarını bir dert anlatıcısı, bir hakikat rehberi olarak kaleme almışlardır. Kendilerinden yola çıkmışlar, hikayelerini, kahramanlarını ve olay örgülerini uzaklarda aramamışlardır. Amaçları ne çok para kazanmak, ne o dönem esamesi bile okunmayan sosyal medyada rekor beğenilerin öznesi olmak, ne de egolarını tatmin etmek olmuştur. Tek dertleri, kendilerini anlatmak, paylaşmaktır. Nitekim, bu gönüller dolusu samimiyet, onlara bu milletin gönlünde kocaman bir yer açmıştır.